Kaslowski: Dijital teknoloji çözümleriyle, rekabet gücünü artıran örnekler çoğalmalı

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski, SEDEFED ev sahipliği ile gerçekleştirilen "Ekonomik ve Dijital Gelişmeler Işığında Sektörel Rekabetçilik Politikaları" konusunun ele alındığı 11.

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski, SEDEFED ev sahipliği ile gerçekleştirilen "Ekonomik ve Dijital Gelişmeler Işığında Sektörel Rekabetçilik Politikaları" konusunun ele alındığı 11. Rekabet Kongresi'nde bir açılış konuşması yaptı.

Simone Kaslowski şöyle konuştu:

Ekonomileri, sektörleri, toplumları çok kısa bir zaman içinde ve de derinden değiştiren birçok gelişmeye tanıklık ediyoruz. Dördüncü Sanayi Devriminin omurgasını oluşturan dijital teknolojiler alışageldiğimiz birçok olguyu hızla dönüştürüyor. Ekonomi ve politika alanındaki dengeler artık daha az öngörülebilir. Bu süreç rekabetin temellerini oluşturan taşları da yerinden oynattı. Yeni dünya düzeninde ülkeler ve şirketler arasındaki rekabet dinamikleri artık geleneksel yöntemlerle korunamıyor. Bununla birlikte, sanayi bu baş döndürücü rekabet ortamında en kritik rolü oynamaya devam ediyor. Ekonominin tüm aktörleri için dinamo işlevini hala sanayi sektörü görüyor.

Bu nedenle, "sanayide rekabet gücü ve dijitalleşme"yi Rekabet Kongresi'nin ana teması olarak belirlemek çok isabetli. Sayın Başkana tüm bu dönüşümlerin kavşağında değerlendirmelerimizi paylaşma fırsatı verdiği için teşekkür ediyorum.

Değerli Konuklar,

Bundan yaklaşık 5 yıl önce sanayinin dijital dönüşümü konusunu gündeme getirdiğimizde tüm paydaşların sinerji içinde hareket etmesini en öncelikli konu olarak vurgulamıştık.

O günden bugüne çalışmalarımızın ana hedefini ülkemizde bu dönüşümü mümkün kılacak katkıyı üretmek olarak belirledik. Bu konu sadece imalat sanayinin değil yatay ve dikey ilişkide olan tüm sektörlerin meselesi. Biz de bu anlayışla tarımdan enerjiye; finans dünyasından vergi sistemine; ağ altyapısından eğitim ve istihdam politikasına; tüm çalışma planımıza dijital dönüşüm unsurunu entegre ettik.

Gerek dijital teknolojiyi üreten gerekse yoğun bir şekilde kullanan taraf olması nedeniyle sanayimizin dijital dönüşümü kritik önemde. Bu nedenle kapasite geliştirmeye; tecrübe paylaşımına; sağlıklı stratejik planlamaya katkı sağlayacak programlar yürütüyoruz.

Sağlıklı verilere ve yalın analizlere dayanmayan dönüşüm planlamaları ekonomimizin göze alamayacağı bir risk. Bunun için bilgiyi paylaşarak dönüşümün ivmesini artırmak; cesaretlendirmek; ilham olmak çok kıymetli. "Rekabete, rekabet öncesi işbirliği ile hazırlanma" kültürümüzü geliştirmemiz gerekiyor. Sınırlı olan kaynakları en etkili şekilde kullanmalıyız, bütünleyici işlerle ülkemizi daha ileri taşımalıyız. Dijital teknoloji çözümleriyle rekabet gücünü artıran örnekleri çoğaltmalıyız. Dijital dönüşümün sürdürülebilirliği ve inovasyon ekosisteminin güçlendirilmesi için yerelde teknoloji üretimini desteklememiz gerekiyor.

Tüm bu hedefleri gözeterek TÜSİAD SD2 - Sanayide Dijital Dönüşüm Programı'nı başlattık. İş dünyasının ihtiyaçlarını, dinamiklerini yakından gözlemlemeye fırsat sağlayan bu Program rekabetin birçok farklı unsuruna hizmet ediyor. TÜSİAD SD2'de farklı sektörlerden büyük şirketlerin ihtiyaçlarını KOBİ ölçeğindeki teknoloji tedarikçilerinin dijital çözümleri ile buluşturuyoruz. Bu bir misyon projesi ve aldığımız olumlu geri dönüşler bizi daha da cesaretlendiriyor. Oluşturduğumuz platforma halihazırda kayıtlı yaklaşık 1300 teknoloji tedarikçisi ile kıymetli bir platform oluşturduğumuza inanıyorum. Program'ın ülkemizden teknoloji unicorn'ları çıkarmaya ve küresel ölçekte yenilikçi çözümler üretmeye aracılık etmesi de en büyük dileğim.

Değerli konuklar,

Batı üretim maliyetleri düşük olan Doğu'ya karşı rekabet gücünü dijitalleşmeye yatırım yaparak geri kazanmaya çalışıyor. Öte yandan, Çin başta olmak üzere Doğu da hızla bu perspektifi içselleştirmeye başladı ve önemli gelişmeler de kaydetti. Farklı alanlarda yeni "unicorn" ülkeler görüyoruz. Bilişimde Estonya, sanayide Polonya, tarım teknolojilerinde İsrail öne çıkıyor. Bundan on yıl önce küresel arenada olmayan ülkeler dijital dönüşüm rüzgarını doğru zamanda yakaladıkları için kendi markalarını yaratabiliyor; kendileri de birer marka olabiliyorlar.

Bizim de Türkiye olarak fırsatları ve riskleri doğru analiz ederek harekete geçmekten başka bir alternatifimiz yok.

Ekonomik büyümeyi ele aldığımız çalışmalarda gerek ihracat gerek sanayi verileri bize son yıllarda orta-yüksek teknolojiye doğru bir sıçrama yaptığımızı gösteriyor. Yüksek teknoloji bağlamında hala kaydedilecek uzun bir yol var. Öte yandan, yüksek teknolojili sektörlerde gördüğümüz verimlilik artışını ne yazık ki orta teknolojili sektörlerde göremiyoruz. Bu durum da maalesef genel verimlilik artışını kısıtlıyor.

Geçtiğimiz sene Sayın Bakanımızın katılımıyla tanıtımını yaptığımız KOBİ'lerin büyümesine yönelik çalışmamızda da benzer gözlemlerimiz oldu. Yüksek katma değerli ihracat yapan ve yüksek teknolojiye yatırım yapan KOBİ'ler verimliliklerini artırabiliyor ve bir üst ölçeğe çıkabiliyor.

Değerli Konuklar,

Çağımızda "değer", ürününüze ne kadar ayrıştırıcı özellik katabildiğinizle ölçülüyor. Coğrafi konumun, ucuz iş gücünün yarattığı avantajdan artık söz edemeyiz. Günümüzde "katma değer", ürünü daha az hata ve daha yüksek kaliteyle üretmekle; müşterinin istediği şekilde ve zamanda ulaştırmakla ve üretim sonrası servislerle yaratılıyor. Rekabet kasları "bilgi"yi etkin ve güvenli bir şekilde kullanabildiğinizde; yapay zeka, artırılmış gerçeklik gibi dijital teknolojileri çözümlerinize entegre ettiğinizde güçleniyor.

Bu durumda da çevik iş yapma modelleri, yenilikçiliğe yapılan yatırım, geleceği yaratacak insan kaynağı yetkinliği, küresel standartlara uyum -iş dünyası, kamu, akademi- tüm paydaşlar olarak kararlılıkla odaklanmamız gereken konular. Bunun için de öncelikle uygulanabilir bir stratejiyi; ölçülebilir hedefleri ve izlenebilir eylem adımlarını tariflemek gerekiyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızca açıklanan Sanayi ve Teknoloji Stratejisini bu nedenle çok kıymetli görüyoruz.

Değerli Konuklar;

Kurumlarımızda yegane amacımız her ölçekte rekabetçiliğimizi korumak ve artırmak. Nihai hedef değişmese de bu sonuca nasıl ulaşacağımız, motivasyonlarımız yıllar geçtikte dönüşüyor.

Dünya ekonomisi finansal krizler sonrası hala istenilen verimlilik artışını sağlayabilmiş değil. Dünya Ekonomik Forumu, 1979'dan bu yana her yıl yayımladığı Dünya Rekabetçilik Raporunda bu yıl ilk defa yeni bir Endeks'i temel aldı. Yeni Endeks ile hem 2008 krizinin hem de Dördüncü Sanayi Devriminin harekete geçirdiği uzun dönemli dinamikler rekabet gücü tanımına eklendi. Yeni Endeks ile sıralamanın seyri de değişti. Daha önceki yıllarda Endeks'te bir numara olan Amerika Birleşik Devletleri'ni geçerek ilk sıraya yerleşen Singapur dünyanın en rekabetçi ekonomisi konumuna geldi. Bunda hiç kuşku yok ki Singapur'un ekonomik başarısının yanı sıra yeni rekabet tanımı paralelinde sürdürülebilir kalkınmayı temele alan bir tutum izlemesinin payı büyük.

Değerli Konuklar,

Dünyada rekabetçilik konusunda farklı ülkeler arasında büyük uçurumlar olduğunu ve bunun daha da büyüyebileceğini görüyoruz. Bu noktada Dördüncü Sanayi Devriminin getirdiği fırsatları iyi kullanmak bizim elimizde. Dönüşüm sürecini, rekabetçiliğimizin temellerini güçlendirecek; ekonomik sıçramayı ve sürdürülebilir büyümeyi mümkün kılacak bir eksende konumlandırmamız şart.

Geleceğin güçlü ekonomileri içinde yer almak istiyorsak sürdürülebilir kalkınma hedeflerini iş yapma modellerine entegre etmemiz; etki alanımızı büyütmemiz; KOBİ'leri de bu dönüşümün bir parçası haline getirmemiz gerekiyor. Bu nedenle, TÜSİAD, UNDP ve TÜRKONFED ortaklığında "Hedefler İçin İş Dünyası" platformunu kurduk. Tüm paydaşlarla işbirliğine açık olan bu platformda özel sektörün kalkınmada çözüm ortağı olabilmesine yönelik yol haritaları sunmayı hedefliyoruz.

Diğer yandan, iklim değişikliği ile etkili bir mücadeleyi de küresel rekabet gücümüz açısından kritik önemde görüyoruz. İklim krizinin yaşamsal ihtiyaçlarımız; coğrafyamız; doğal kaynaklarımız üzerindeki baskısını doğru analiz ederek; karbon nötr bir kalkınma modeli üzerinde geleceği inşa etmek için harekete geçmeliyiz. İklim konusunun uluslararası ticarette tarife dışı engeller, sınırda vergi düzenlemeleri gibi konuları tartışmaya açması da rekabetin bir başka zorluğu. Zengin yenilenebilir enerji kaynaklarımızı, enerji verimliliğini artırma potansiyelimizi ve döngüsel ekonomi mekanizmalarını titizlikle değerlendirmeliyiz. Bu alanlarda Ar-Ge desteklerini de sanayinin sürdürülebilir ve rekabetçi büyümesi açılarından titizlikle geliştirmeliyiz.

Değerli Misafirler,

Gerek ülkemizde gerekse tüm dünyada gözlemlediğimiz bu dinamikler TÜSİAD olarak uzunca bir süredir yinelediğimiz argümanı doğruluyor. Dördüncü Sanayi Devrimine uyumu Türkiye'nin yeni kalkınma modelinde bir kaldıraç olarak konumlandırmalıyız. Sürdürülebilir bir rekabet gücü için küresel değer zincirlerine başarıyla entegre olmalı; rekabetçiliğimizin ve yüksek katma değer yaratma potansiyelimizin güçlü olduğu alanlara odaklanmalı; uluslar ve paydaşlar arası işbirliği mekanizmalarını hayata geçirmeliyiz.

Bu değerlendirmelerle sözlerime son verirken Kongre'nin herkes için verimli olmasını diliyor; sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum.



Hibya Haber Ajansı

 

831
Okunma